Video

Cinsel gücü artıran Yiyecekler, Cinsel gücü artırma

3/1/2010 · Kategori: Saglik

Cinsel gücü artıran yiyecekler 1

Cinsel gücü artırmak için artık viagra almaya gerek yok. Çünkü bu bitkiler, oldukça güçlü etkiler yaratıyor...

Havuç: Tavşanlar neden çok çoğalıyor dersiniz? Havuçtaki seks hormanlarını aktive eden bileşenler yüzünden... Prof. Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu "havuç doğal viagradır" diyor.

Karpuz: ABD Tarım Bakanlığı'nın desteğiyle yapılan bir araştırmaya göre, özündeki citrulline maddesi sayesinde vücudun rahatlaması ve kan damarlarının genişlemesini sağlayan karpuz, 'doğal viagra' olarak nitelendiriliyor

Antep Fıstığı: Protein ve bol E vitamini ihtiva eder. Cinsel arzunun uyarılmasını sağlar. Mutlu bir evlilik için, afrodizyak otlardan yararlanmakta fayda var

Ay çekirdeği: Cinsel arzuyu artırıyor ama sivilce ve kilolarda da artışa neden oluyor. Birinden birini seçeceksiniz!

Yulaf ezmesi: Özellikle kadınlarda cinsel isteksizliği giderir. Hormonları düzenler ve vücut direncini artırır. Her sabah sütlü yulaf ezmesinin içine isterseniz ceviz, fındık, antepfıstığı koyabilirsiniz. Bu kuvvetli öğünle gününüzü daha kolay geçirebilirsiniz.

Kırmızı ve yeşil acı biber, karabiber: Hep tatlılar bu etkiyi yapacak değil ya, inanamayacaksınız ama acı da cinsel isteği kamçılar...

Sarmısak: Tüm hormonları çalıştırır. Çiğ olarak yenmesi tavsiye edilir.

Roka: Yeşil sebzeler içinde bu anlamda en değerlisi rokadır. Yalnız balık yanında değil, salatalarda da kullanmalısınız.

Zencefil: Tüm vücudu uyarır, bedenen ve ruhen güç kazandırır. Kurabiye ve tatlılarda da kullanılabilir.

Arı sütü, bal ve polen karışımı: Bu karışım hem hücrelerinizi yeniler, hem de yaşınız ilerlese de cinsel gücünüzü yerinde tutar.

Maydanoz: Beden yorgunluğunu giderir. Erkeklerde cinsel gücü artırdığı kanıtlandı.

Kekik ve nane: Özellikle kadınlarda bütün kadınlık hormonlarının düzenli çalışmasını sağlar ve vücudu güçlendirir.

Isırgan tohumu: İşte ufak bir mucize. Bir kilo bal ile 100 gr. ısırgan tohumunu karıştırın ve her gün bir kaşık yiyin. Bomba gibi hissedeceksiniz.

Hardal, kimyon, kişniş: Bütün hormonları çalıştırır ve sinirleri de kuvvetlendirir. Bir bardak sıcak suya yarım kahve kaşığı kişniş karıştırılıp, yemekten sonra içilebilir. Özellikle erkeklerde cinsel gücü artırır.

Vanilya: Hem bedeni, hem de sinirleri güçlendirir, cinsel gücü artırır. Tatlı ve keklerde bol bol kullanılabilir.

Kuşdili: Tüm salgı bezlerini dengeli bir şekilde çalıştırır. Erkeklerde de kadınlarda olduğu gibi cinsel iktidarsızlığı giderir.

Kereviz: Çeşitli iç salgı bezlerine tesir eder ve onların faaliyetlerini artırır. Erkeklerde cinsel faaliyeti çok arttırarak vakitsiz iktidarsızlığı önler. Özellikle 30'lu yaşlarda mutlaka yiyin.

Üzerlik tohumu: Nazar otu olarak da bilinen üzerlik tohumu cinsel gücü artırır, hamileliği kolaylaştırır. Ezilmiş tohum günde 1-2 gr. bala karıştırılarak yenir veya doğrudan suyla içilebilir.

Depresyon cinselliği etkiler mi

2/1/2010 · Kategori: Saglik

Depresyonun kişinin hayatını etkilediği önemli alanlardan biri de cinsel yaşam. Depresyonda olan kişilerde, isteksizlik, zevk alamama, erkeklerde iktidarsızlık, kadınlarda vajinismus gibi cinsel işlev bozuklukları yaşanabiliyor.

Depresyon ve cinsel sorunlar ilişkisinde olumsuz bir kısır döngü yaşanıyor. Bu döngü içerisinde depresyon cinsel sorunlara neden olurken, tam tersine cinsel sorunlar da depresyonu ağırlaştırabiliyor. Depresyonun etkisiyle yaptığı hiçbir şeyden zevk alamayan kişinin yetersizliği nedeniyle suçluluk duyacağına dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi’nden Psikolog Aylin Sezer şunları söylüyor:

“Yaşanan suçluluk duygusu depresyonun yarattığı kendine güvensizlik duygusunu besleyecek, bunun sonucunda kişi cinsellikten kaçınacaktır. Depresif sürenin uzaması, ağırlaşan umutsuzluk ve karamsarlık, cinsel istek kaybının yanında daha önce var olmayan cinsel sorunların ortaya çıkmasına yol açabiliyor. Hasta cinsel hayatının tamamen sona erdiğini düşünerek depresyonunu daha ağır yaşamaya başlıyor.”

İstek kaybı, zevk alamama ve performans kaygısı her iki cins için ortak olsa da, depresyonun yol açtığı cinsel işlev bozuklukları erkeklerde ve kadınlarda farklılık gösterebiliyor. Psikolog Sezer’in verdiği bilgiye göre, kadınlar cinsel uyarılma, orgazmla ilgili problemler, vajinismus yaşarken, erkeklerde sertleşme kaybı, erken-geç boşalma sorunları ortaya çıkıyor.

Kadın-erkek rolleriyle ilgili yanlış inanışların da depresyonun yarattığı etkiyi artırdığına dikkat çeken Psikolog Aylin Sezer, “Depresyondaki kadınlar, daha fazla içe kapanmayı, hüzünlerini kendi içlerinde yaşamayı seçerken, erkekler yaşadıkları mutsuzluğu öfke patlamaları, riskli davranışlarla dışa vururlar. Mutsuzluk, hüzün hali, hayattan zevk alamama, kendine güvenin azalması cinselliğe olan yaklaşımı etkiler” diye konuşuyor.
 
Başaramama korkusu sorunun kalıcı olmasına neden oluyor

Cinsellik, performans kaygısı haline geldiği zaman başaramama korkusu ile cinsel işlev bozukluğunun kalıcı olması riski doğabiliyor. Sezer tedaviyle ilgili şu bilgileri veriyor;

“Depresyonla gelen cinsel sorunlar, anti-depresan ilaç tedavisiyle daha da artabilir. Bugün depresyon tedavisi için kullanılan anti-depresan ilaçların büyük çoğunluğu yan etki olarak cinsel isteği azaltmaktadır. Sertleşmede azalma, vajinada kuruluk, orgazm yoğunluğunun düşmesi ve süresinin azalması bu yan etkiler arasında sayılabilir. Dolayısıyla, depresyonda zaten varolan cinsel sorunlar, ilaç tedavisiyle daha da artabilmektedir.

Fakat, depresyon tedavisinde ilaç tedavisi ve psikoterapi birlikte yürütüldüğünde bu sorunlarla yapıcı bir şekilde başa çıkmak kolaylaşır. Tedavi sürecinde kişi sabırlı olmalı, sıkıntılarını eşiyle paylaşmalı ve onun desteğini almalıdır. İlaç tedavisi ile psikoterapinin beraber yürütüldüğü tedavilerde depresyonun iyileşmesi ile diğer problemler gibi, cinsel sorunların da ortadan kalktığı görülmektedir.” 

Domuz gribi aşısında şok açıklama(1 Ocak 2010)

1/1/2010 · Kategori: Saglik

Domuz gribi salgını nedeniyle milyonlarca insana aşı olun çağrısı yapan Dünya Sağlık Örgütü başkanının henüz aşı olmadığı ortaya çıktı.

 

Dünya genelinde 11  bin 500 kişinin ölümüne yol açtığı kaydedilen Domuz gribi salgını konusunda en uzman kurum kabul edilen ve insanlara sürekli olarak aşı olmalarını salık veren Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) başkanı Margaret Chan'ın henüz domuz gribi aşısı olmadığı ortaya çıktı.

Cenevre'de muhabirlere yaptığı açıklamada "Doktorlarıma nerede aşı olabileceğimi sordum" diyen Chan, tatilden henüz döndüğünü belirtti.

"Elbette aşı olacağını" söyleyen Chan, WHO'daki çalışanların çoğunun aşı olduğunu da ifade etti.

Geçen iki ayda çok sayıda ülke aşılama programlarını başlattı, ama aşılanma oranları beklendiğinden düşük oldu. Hatta Almanya bu ay başında elindeki aşıları başka ülkelere satabileceğini açıklarken, İsviçre, elindeki aşı stoğunu eritmek için gelişmekte olan ülkelere bir kısmını yollayacağını söyledi.

hafızayı güçlendiren yiyecekler nelerdir

31/12/2009 · Kategori: Saglik

Unutkanlığınız o kadar ilerledi ki artık tedirginlik olmaya başladınız. İşte hafızanızı güçlendiren 4 yiyecek;

Birçok insan kas yapmak ya da kilo vermek için beslenmesine zaman zaman dikkat ederken, hangi yiyeceklerin hafızasını güçlendireceğine bakmaz.

Hafızayı güçlendiren bu yiyeceklerin yanında, yemeğin miktarı da hafızanın güçlenmesinde büyük rol oynuyor. Çok az yemek açlıktan dolayı aklınızın başka yerde olmasına neden olurken çok fazla yemek ise uykunuzu getiriyor.
Uzmanlara göre, hafızayı güçlendiren yiyecekleri bir arada yemek ve uygun yemek porsiyonlarını tüketmek size maksimum sonuç verecek. Foxnews'te yer alan habere göre, hafızanızı güçlendirmenize yardımcı olacak 4 önemli yiyecek:

Somon balığı: İyi bir Omega 3 yağ asiti kaynağı olan somon balığı, aynı zamanda protein deposudur. Omega 3 yağ asitleri beyin fonksiyonları ve gelişimi için gerekli olduğu kaydediliyor. Yapılan çalışmalar da, balık yağında bulunan DHA isimli yağ asitinin hafızanın performansının gelişimi ve tamiri için faydalı olduğunu gösterdi.

Keten tohumu, ceviz, somon balığı, soya fasulyesi, karides, pisi balığı ve kış kabağı gibi diğer bazı yiyecekler yüksek oranda omega 3 yağ asitleri içeriyor.

Ayçiçeği tohumu: Sağlıklı yağlar içeren yer fıstığı beslenmenizde olması gereken besinlerden biri, ancak birçok insan tohumların da bu kategoride olduğunu unuttuğunu açıklayan uzmanlar, ayçiçeği tohumlarının E vitamini bakımından zengin olduğu için sadece 30 gramının günlük ihtiyacınızın yüzde 30'unu karşıladığını söylüyorlar. Ayrıca, E vitamininin yaşa bağlı olarak hafızanın zayıflamasını azaltmaya yardımcı olduğu belirtildi.

Diğer E vitamini kaynağı yiyecekler ise şunlar: Buğday yağı, kuru badem, aspir yağı, fındık, yer fıstığı ezmesi, ıspanak, brokoli, kivi ve mango.

Yaban mersini: Tüm mersin meyveleri sağlığa yararlı olduğu gibi, yaban mersininin de hafızayı güçlendirme etkisi bulunuyor. İçeriğindeki fotokimyasal, yaşa bağlı hafıza zayıflığını geri çevirmede önemlidir. Buna ilave olarak, yaban mersinlerinin, glisemik indeks skalasında alt derecede yer alması mersinleri kan şekeri seviyesini kontrol etmeye çalışanlar için de iyi bir meyve seçeneği haline getiriyor.

Yağsız et: Makul porsiyonlarda yenmesi halinde yağsız et, içerdiği demirden dolayı hafızanızı geliştirmede faydalıdır. Et tüketiminin az olması durumunda demir eksikliği beyin fonksiyonlarına olumsuz bir etki yapar, öğrenme yeteneğini zayıflatır, hatta Alzheimer hastalığının gelişme riskini artırır.

Kilo vermenin sırrı nedir

31/12/2009 · Kategori: Saglik

Ne yaptıysam kilo veremedim diyenler, Prof. Dr. Osman Müftüoğlu kilo vermenin ve sağlıklı kiloyu sürdürmenin sırrını açıkladı.
Kilo sorununa kalıcı bir çözüm düşünen herkesin kilo aritmetiğini ciddiye alması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Osman Müftüoğlu, 'Kilo vermenin sırrı yediklerinizi azaltmaktan, aktivitenizi arttırmaktan geçiyor.' diyor.

Yaz geldi, kilolar kazakların altına saklanamayacak olunca kilo verme telaşı başladı yine. Prof. Dr. Osman Müftüoğlu Yaşasın Hayat! uzmanları ile birlikte evde, işte, tatilde kısacası her zaman, her yerde kolay kilo vermenin ve sağlıklı kiloyu sürdürmenin ipuçlarını Doğan Kitap'tan yayınlanan “Kolay Diyet” kitabında paylaştı.

Pek çok kişinin neden kilo aldığını anlamadığı için nasıl kilo vereceğini bilmediğini söyleyen Müftüoğlu, vücudumuzun bir hesap makinası gibi olduğunu ve fazla kalorilerin mutlaka yağ olarak depolandığını söylüyor. Kendisinin bile kilosunu yönetmede zaman zaman kilosunu yönetmekte zorlandığının altını çizen Müftüoğlu, mucize diyetin olmadığını anlatıyor ve sağlıklı kilonun sırlarını bizimle paylaşıyor.

Kişisel gelişim uzmanı Nil Gün, kolay kilo vermenin sırrını açıkladı.

Üç gün az yersen bir gün çok yiyeceksin

Siz de sürekli olarak “Pazartesi rejime başlıyorum” diyenlerdenseniz, Kuraldışı Yayınları’ndan çıkan aynı adlı kitabı okuyun. Yazarı Nil Gün, kilo alma ve zayıflama hakkında bütün bilinmeyenleri anlattı, zayıflamak isteyenlere çok ilginç tüyolar verdi. Nil Gün’e göre sadece kilo almak isteyenler rejim yapmalı!

Kişisel gelişim kavramının Türkiye’de yaygınlaşmasında öncü isimlerden biridir Nil Gün. Gazetecilik eğitimi aldıktan sonra gittiği ve 14 yıl yaşadığı ABD’de alternatif sağlık ile o dönemde tanışmış. Alternatif sağlık, insan potansiyeli ve hümanistlik psikoloji alanlarında eğitim gördükten sonra hipnoterapi, reiki ve NLP’yi bilgilerine katan yazar, Türkiye’ye dönmeden önce California’da kişisel gelişim alanında hizmet vermiş. Kurucusu olduğu Kuraldışı Eğitim & Danışmanlık’ta özsaygı, iletişim, NLP, kadın/erkek ilişkileri, duygusal zeka, olumlu düşünce farkındalığı gibi konularda gurup çalışmaları yapan Nil Gün’ün ilgi alanı ise, yeme bozuklukları. Zira özellikle kadınların bu konuda yanlış bilgilendirilmesi onun işinin artmasına sebep oluyor. Yıllar önce kaleme aldığı “Kilolarım, Diyetlerim ve Ben” adlı kitabın devamı niteliğini taşıyan “Pazartesi Rejime Başlıyorum” da egzersiz ve beslenme üzerine bildiklerini okurlarla paylaşan Nil Gün, “İnsan fiziksel olarak sağlıklı değilse, spritüel ve psikolojik olarak da sağlıklı olamaz. Beden sağlıklı olduğunda bu, ruhu da yansır” görüşünü savunuyor. Nil Gün ile baharın geldiği bu günlerde bol diyetli, bol egzersizli bir söyleşi yaptık.

Kitapta, menopoza girince kilo alınmadığını söylüyorsunuz. Yaşlandıkça metabolizma yavaşlamıyor mu yani?

Yavaşlamıyor. Ancak yaş ilerledikçe bedendeki kas seviyesi düşer. Bazal metabolizmanın yüksek olmasının doğrudan kasla ilgisi vardı. Kas miktarınız ne kadar fazlaysa metabolizmanız o kadar hızlı olur. Kaslar da zaten hareketsizlikten azalıyor. Yaş ilerledikçe insanlar hareket etmiyor, beslenmelerine dikkat etmiyor. Çocuk doğurunca kadınların aşırı kilo alması da doğal değil. Kadınlar hamileliğin onları koruma altına, bu sürenin istediklerini yemeleri için açık çek verdiğini düşünüyorlar.

Beslenme uzmanı ya da doktor değilsiniz ama kitabınız son derece bilimsel verilerle dolu…

Bilgiye ulaşmak artık çok kolay, ben de yıllarca bu konularda araştırma yaptım. Ayrıca artık böyle bir kitap yazmak için doktor ya da diyetisyen olmak gerekmiyor.

Yemek bağımlılığı alkolizmden farksızdır

“Diyet yapan insan şişmanlar” diye bir teziniz var. Sanırım bu tez başka uzmanlar tarafından da sıkça dile getirilmeye başlandı artık…

Bu tezi ‘90’lı yıllarda, ilk kitabımda yazdığımda çok olumlu tepkiler almıştım. O zaman Radikal gazetesi, günler süren bir dizi yazı yapmıştı bunu. Kitapta yaşanmış deneyimleri veriyorum. Bir grup çok zayıf insana diyet yaptırıyorlar ve bir süre sonra kilo aldıkları görülüyor, çünkü diyet yokluk bilincini yaratıyor. Hâlbuki insan yiyeceğe her an uzanabilecek konumdaysa, o kadar da çok yemiyor. Elbette psikolojik nedenlerle, haz yiyecekleriyle acıları bastırmaktan söz etmiyorum. Doğaya bakın; evcil olmayan hiçbir hayvan şişman değildir. Acıktıklarında yerler, susadıklarında içerler. Biz niye kilo alıyoruz? Çünkü hepimizde had safhada stres var. Her insanın henüz yüzleşmediği acıları var. Bizse, bunları sağaltmak yerine yemek yiyoruz, içki içiyoruz, işkolik oluyoruz… Yemek bağımlılığıyla alkolizm arasında hiçbir fark yok. Seks bağımlılığı, uyuşturucu bağımlılığı, aslında bütün bağımlılıklar acıları susturmak için oluşur. İnsanın bedenle ilişkisi çok önemlidir ve biz bedenimizle, sezgilerimizle, duygularımızla ilişkimizi yitirmiş durumdayız. Günümüzün stresli koşullarında artık canımızın ne istediğini bile bilmiyoruz. Önümüze gelen bizi tahrik ediyor sadece. Ben gözümü kapatıp canım ne istiyor diye düşünürüm. O anda istediğim şey gözümde canlanır. Acı mı istiyorum, tatlı mı, ekşi mi, yumuşak mı, kıtır mı; beden neye ihtiyacı olduğunu bilir.

Diyetin nasıl şişmanlattığı konusunu biraz daha açalım mı?

Diyet yokluk bilinci demektir. Yani yiyecek sınırlıdır. Diyelim ki sizin bedeninizin ihtiyacı olan kalori günde 1200, siz kalkıp 800-900 kalori alırsanız beden “Eyvah, kıtlık var” diyor ve kalori harcamayı azaltıyor, dolayısıyla siz diyet sonrasında değil 1500-2800 kalori, 1200 kalori bile alsanız şişmanlamaya başlıyorsunuz. Sır şurada; üç gün az yiyip dördüncü gün normal yiyeceksiniz. Bir hafta bile düşük kaloriyle beslenirseniz, bedeniniz yokluk bilincine giriyor.

Yani üç gün daha az yiyip dördüncü gün normal yenecek… Bu herkes tarafından bilinen bir şey mi?

Egzersiz ve body building yapanların, atletlerin bildiği bir şey, bir de kendi deneyimim var. Normal bir kadının bazal metabolizması 1200 kalori gerektiriyorsa ve o kadın kilo almak istiyorsa 1200 kalorinin altında bir miktarla sınırlasın kendini. Bütün aptallar kilo verebilir, isterlerse. Önemli olan o kiloyu koruyabilmek. Diyet yapıp kendini 800-900 kaloriyle sınırladığında vücudun normal metabolizması da aşağı düşer. Bu nedenle diyet sonrası normal yenildiğinde bile kilo almaya başlanır, çünkü metabolizma bir kez düşmüştür ve artık 1200 kaloriye ihtiyaç yoktur. Bir diyetin bedeli bedene aşağı yukarı bir yıldır, bir yıl sonra metabolizma düzelir.

Diyette bazı noktalarda vücut duruyor ve o kilodan aşağı inmek zor oluyor…

Bunlar set noktaları. İnsan bir günde kilo almaz, yavaş yavaş kilo alır. Vücudun aslında tek derdi kendi doğasına uygun olmak. Vücut kilo almak istemiyor ki… Bir noktada duruyor ve seni de tutmaya çalışıyor ama sen yemeye devam ediyorsan ve yeterince hareket etmiyorsan, vücut gene kilo almaya başlıyor. Yine kitaptan bir örnek vereyim; iki denek grubunu alıyorlar ve bunlardan birine 88 bin kalorilik yiyecek veriyorlar. Normalde bunun karşılığında o insanların 30 kilo alması lazım ama kimi 10 kilo, kimi de sadece 6 kilo alıyor. Kişinin metabolizma hızına göre aldığı kilo değişiyor, verirken de öyle… Diyet yaptığın sürece her ay belirli bir kilo veriyorsun. Önce hızla veriyorsun. Seviniyorsun. Bir ayda beş kilo verdim, ikinci ayda bir beş daha, üçüncü ayda bir beş daha diyorsun ama öyle olmuyor… Moralin bozuluyor ve battı balık yan gider deyip yemeye başlıyorsun. Halbuki bedenimiz de, biz de aynı şeyi istiyoruz; sağlıklı olmayı. Oysa bunun yerine bedenimizle savaşıyoruz. Savaşın olduğu yerde huzur olmaz. Bedenini seveceksin, aynaya çıplak bakıp, teşekkür ederim, sağlıklıyım diyeceksin. Birisi sana teşekkür ettiğinde nasıl mutlu oluyorsun, beden de mutlu olur, onun da bilinci var. Beden sana dost olmaya başladığında, senin isteğin doğrultusunda yardımcı oluyor.

Bir de yiyecek ayrımına vurgu yapıyorsunuz…

Hayvanlar karışık yemez. Biz patates, meyve, et hepsini bir arada yiyoruz. Oysa vücudumuzdaki karbonhidratlar, proteinler, asit-alkali olarak farklı farklı sindiriliyor. Şöyle bir ayırım doğru sanırım; topraktan gelenle hayvandan geleni karıştırmayacaksın. Hayvandan gelenler dört saatte, topraktan gelenler üç saatte hazmediliyor. Sebzeler yeşil yapraklıysalar, iki saatte hazmedilebiliyor, meyvelerse zaten midede değil bağırsakta hazmediliyorlar; yarım saatte… Bedinin kimyası böyle. Et ve pilavı aynı öğünde yediğinde, et vücudu dört saatte hazmedeceğine on iki saat içeride hapis kalıyor, asidin etkisiyle de toksine dönüşüyor. İşte serbest radikaller yaratıp cildin yaşlanmasına neden olanlar da o toksinler zaten. En kötüsü de meyvelerle öteki yiyecekleri karıştırmak. Hele et ile meyve korkunç bir kombinasyon. Et yüzünden meyve de gidemiyor bağırsaklara ve sindirilemiyor. Sonuç, mide ağrıları ve şişkinlik. En sağlıklısı, meyveyi sabah yemek. İlle elma yemek de şart değil, hangisi iyi geliyorsa, hangisi yedikten sonra acıktırmıyorsa… Öğlenleri de ister protein, ister tarımsal, canın ne çekiyorsa onu yiyeceksin. Mesela rahatlıkla kuru fasulye-pilav yenilebilir çünkü ikisi de topraktan geliyor. Etle kocaman bir yeşil salata yiyebilirsin. Çünkü sebzenin asit alkali salgısı yok. Sebzeyi pilavla da yiyebilirsin. Ne kadar kalori alacağınıza verdiğiniz önem kadar; yediklerimizi nasıl sindireceğimize de önem vermeliyiz.

Çünkü sindirilemeyen şey kilo haline geliyor. Bir de ortalama 2,5 saatte bir yemek lazım. Vücuda sürekli yiyecek girmesi lazım ki kıtlık bilincine girmesin. Salatalık da yesen, bir tane zeytin bile atsan vücut kıtlık bilincine girmiyor ve keyfi yerinde oluyor.

Zayıflamak için nefes alma egzersizle öneriyor musunuz?…

Nefes çok önemli. Vücuttaki toksinlerin yüzde 70’i nefes vasıtasıyla atılır. Geri kalan yüzde 30’u idrar, terleme ve diğer yollarla atılır. Doğru nefes almak vücuda giren oksijeni arttırıyor. Oksijen yağ yakar. Neden zayıflamak için aerobik egzersizi öneriliyor? Çünkü aero hava demek, hava da eşittir oksijen… Derin nefes vücuda oksijen sokuyor. Bu yağların hızla yakılmasını sağlıyor.

Nasıl nefes alacağız?

Karından nefes almaktan, karnı şişirerek doldurmaktan bahsediyorum. Sabah, öğle ve akşam onar kere yapmak gerekiyor en az. Bebeklere bakın; karınları şişer, doğru nefes odur. Günlük hayatta aldığımız nefes sadece üst taraflara gidiyor, akciğerlerimizin alt tarafında karbondioksit yıllarca dışarıdan çıkamadan kalıyor.

Nasıl egzersizler öneriyorsunuz?

Atalarımız ava çıkıp topraktan yiyecek toplar ve sürekli hareket halinde olurlarmış. Bizse arabasız sokağa çıkmıyor, hep asansör kullanıyoruz. Hareketi günlük yaşama katmalıyız. Gençlik, hareket demektir. Hareketli olduğun sürece 80 yaşına da gelsen dinçsin. Atalarımız yük de taşıyorlarmış, yani ağırlıkta gerekli, sırf yürümek yetmez, vücudun kas yapması lazım, çünkü kas kalori yakıyor. Ve pilates, yoga gibi esneme hareketleri yapmak gerekiyor.

Son günlerde “sırf beden” tartışması var, buna ne diyorsunuz?

Sırf beden doğaya aykırı. Kitaba “Barbie’nin ölçülerini” koydum. Bu kavramlar insanlık dışı, diyet endüstrinin, modacıların yarattığı birer illüzyon. Zaten bu nedenle orta ve üst sınıflarda anoreksi ve bulimia hastalığı arttı. Kendisiyle barışık insan, vücudunu o kadar takmaz. Biz elbise askısı değiliz! Diyelim, 65 kilosun, bir haftada vereceğin maksimum kilo 650 gram olmalı, yani ağırlığının yüzde biri. Daha fazla kilo veriyorsan yakında alacağını bil. 60 kiloya indiğinde vereceğin kilo 600 grama düşer. Bu yüzden kadınların morali bozuluyor. İlk ay beş kilo verdim ama şimdi veremiyorum diye, zavallı beden kendisini kurtarmaya çalışıyor aslında! İnsanın yedikçe yiyesi ve egzersiz yaptıkça yapası gelir. Ne yaparsan yap o kendisini tekrar ediyor. Hayatta 21 gün süreyle üst üste yapılan şey alışkanlık haline gelir.


Kilo verdikten sonra geri almamak için

Kısa kısa

Her insanın midesi yumruğu kadardır. Normalde mide cidarına yapılan basınç tokluk hissi verir. Ama psikolojik nedenlerle yemek yiyorsak bu basıncı duymaz, yemeğe devam ederiz. Psikolojik açlığı kazanlar bile doyurmaz!

Çabuk kilo verme hayalinden vazgeçtiğinde kilo verebilirsin. Einstein’a atfedilen bir söz vardır; hep aynı şeyi yapıp bu kez farklı sonuç bekleyemezsin.

İlk gelen en son gider, en son gelen önce gider. Bölgesel zayıflama yoktur.

Bir yiyeceğin raf ömrü ne kadar uzunsa vücuttan atılma süresi o kadar uzun sürer.

Sporsuz zayıflama sadece kastan kaybettirir. Sporu en az bir saat her gün yapmalı. Her gün aerobik, bir gün ağırlık ve haftada iki de esneme çalışması yapmalıyız. Nasıl haftada yedi gün yemek yiyorsanız, yedi gün spor yapmalısınız.

Nelerden vazgeçmeliyiz?

“Bazı yiyecekler hormonları fiziksel olarak daha fazla uyarıyor. Örneğin ben peynir düşkünüyüm. Buzdolabına ilk koyacağım şey peynirdir. Bu tipe hipofiz tipi deniyor. Hipofizler genellikle ince olur. Kimileri baklava, börek sever, onlar tiroit tipidir. Tiroitlerin bacakları ince, karınları çıkık olur. Kimileri ise yağlı yemekleri sever, onların da kalçaları vücudundan geniş olur, gonad tipidir. Hayvansal protein düşkünü adrenal tipler de; geniş omuzlu, atletik yapılıdır. Bazı beden tipleri kimi yiyecekleri diğerlerinden fazla tüketir ve tükettikleri bu yiyecekler onların bedeninde tıpkı hormonları uyaran ilaçlar gibi uyarıcı hale gelirler. Bu nedenle kilo vermek isteyen kişi öncelikle hangi beden tipine girdiğini keşfetmeli ve hangi yiyecekleri seviyorsa öncelikle o yiyeceklerden vazgeçmelidir.”

Acaba şişmanlıktan gizli bir çıkarınız mı var?

İnsan cinsel, sosyal, psikolojik doyumsuzluk nedeniyle ve geçmişte yaşanan acıları bastırmak için haz yiyecekleri tüketir. Herkes acısını başka yollarla bastırıyor, bazıları anti-depresan alıyor bazıları, alkol, bazıları işkolik oluyor. Yiyecek bunlardan bir tanesi, hem sosyal olarak kabul edilebilir, hem kolay ulaşılabilir. Ama kilo insana nedense çok utanç veriyor. Yıllar önce bir gazeteye alkolizm ve uyuşturucuyla ilgili bir dizi yaptığımda alkoliklerle de, narkotiklerle de rahat konuştum ama ne yazık ki iş oburlara geldi, problem çıktı. Alkoliği sokakta görsen bilemezsin ama kiloyu zaten görüyorsun. Haz yiyeceklerinin temelinde rafine karbonhidrat, yağ ve şeker var. Bunların hepsi bağımlılık yapıyor. Reklamlarda gördüğümüz her türlü gıda bağımlılık yapar, özellikle de kola.

Araştırmalara göre yaşamdaki doyum hissinin yalnızca yüz 15’ini insanların mesleki durumu sağlıyor. Geri kalan yüzde 85, kendini saygı duymaktan, barışık olmaktan, kendi yaşam ideallerini gerçekleştirme azminden geliyor. Bunun temelinde özsaygı duygusu var. Özsaygı duygusu olmadan kilo versen bile kendini geçici olarak güzel hissedersin, ama sonra geçer. Birçok kadın kilolarından dolayı sevgili bulamadığını, kocasıyla mutlu olamadığını sanıyor. Kadın bu içsel bakış açısıyla kilo verse de mutlu olamayacak ve artık o bahane ortadan kalkacak. Hiçbir insan gizli bir çıkarı olmadan kilolu kalmaz. Bilinçli olarak değil elbette ama bilin altı olarak. Cinsellikle barışık olamamak ya da erkeklerden korkmak bunun sebebi olabilir.

« Önceki ::